
Oyun oynamak güzel şeydir. Çocukluğumdan beri tanık olduğum eğitim yöntemleri her ne kadar oyun üzerine kurgulanmasa da, günümüzde artık sadece çocuklar değil yetişkinlere bile pek çok şey oyunla daha iyi anlatılabiliyor. Çok basit kurguların içinden çıkan soru işaretleri, düşüncülerimizi derinleştirirken kendi içimizde birşeyleri çözmemizi sağlıyor. Üstelik de bunu yaparken eğlendiriyor. Biz hergün çocuklarla “keyifli” bir oyun oynuyoruz. Hep birlikte keyif aldığımız bir oyunu oynuyoruz. Haklı Çocuk Oyunu tasarlanmaya başladığından beri, çocuklarda ne etkiler bırakacağı mesajlarını ne ölçüde verebileceği konusunda meraklıydım. Gar alanları kalabalık olur, bazen boş olsa bile bir kenarda bekleyen bavullar, fazla sıcak ya da soğuk hava çocukların ilgisini ve dikkatini dağıtmaya yetiyor. Kalabalıkta meraklı gözlerin oyunun tam ortasına gelip çocuklara bir şeyler sorması ya da oyun alanın tam ortasından geçen insanlar bazen işimizi zorlaştırsa da, çocuklar o kadar istekli ve ilgililer ki oyun içinde anlatılan hak kavramlarını ve mesajlarını verebildiğimizi görüyoruz. İnsan hakları, insanlığın gündeminden düşmüyor. Yaşanan ihlallerle her geçen gün, her bireyin daha aktif olarak hakları savunması gereken bir ortamda yaşıyoruz.
İşte biz de çocuklara hak kavramını, haklara erişimi, talep edilmesini bu oyunun içinde çocukların kendilerinin öğrenmesini sağlamaya çalışıyoruz. Son birkaç gündür trende kış kendini hissettirmeye başlasa da gittiğimiz illerde çocuklar soğuğu umursamadan saatlerce bizimle oyun oynuyorlar.
Sarıkamış’ta oyun oynadığımız çocuklardan Eylül diyor ki, “Bu oyun insan haklarını anlatıyor. Eşitlik, barınma, çevre hakkı gibi. Haklarımızı korumak, varolmasını sağlamak için insanlar pankartları tutuyorlar. Haklarını istiyorlar.”. Oyunun kurgusu üzerinen haklarımızın varolması için en temelde yapmamız gerekeni oyunun içinde birlikte öğreniyoruz. Sonrasında yanına arkadaşlarından birini de alıp UAÖ’nün standına geliyor ve masada duran İnsan Hakların Evrensel Beyannamesi’nin 30 maddesini yanımızdan geçen, standımıza gelen insanlara okutuyor ve veriyor. Bir taraftan da çocuklar “Sarıkamış soğuk olur. İnsanın canı okula bile gitmek istemez. Donarsın.” diyorlardı. O gün Sarıkamış'da çok olmasa da soğuk günlerinden birini geçirdik. Yine de çocuklar oradalardı. İsteyerek ve severek öğrenmek gerçekten keyifli oluyor. Öğrendiğin şey bazen kavramsal açıdan koca koca lafların edilebildiği, gerçekten ipincecik bir ipin üzerindeymişcesine dikkat etmek gereken konular olabiliyor. Ama oyun oynuyorsak, o kurgunun içinde o koca koca lafları konuşmadan, ilk bir o kavramın içini kurcalamaya, içini doldurmaya, öğrenmeye başlıyoruz. Her oyunun sonunda teşekkür ediyoruz çocuklara, bizlerle bu oyunu oynadıkları için ve onlardan bu oyunu onlarla oynadığımız için mutlu olduklarını duyup oyunu oynamak için her seferinde sabırsızlanmaya başlıyoruz.
Çocuklardan gelen geri dönümler, gerçek hayatta her insanın tüm haklarına sahip olamadığı yönünde. Pek çoğundan, “Herkes aynı haklara sahip ama insanların bazen bazı haklarına sahip olmuyor ve bu oyunda insanlar haklarını istiyor. Haklarının isteyerek varolmasını sağlıyor.” Diye duyuyoruz. Haklarının talep edildikçe varolacağını ifade etmeleri, kısa da olsa yaptığımız işin, hakların konuşulabilir olmasına katkı sağladığını gösteriyor belki de.
Son haftadır çocuklardan sıkça duyduğumuz bir diğer şey de oyunun eğitici olduğuydu. Belki de eğitim sistemimizde oyunların sıkça oynandığı, çocukların oyun içinde öğrendikleri yeni bir sürece geçebiliriz. Ne dersiniz?.. Ben en azından denemeye değer olduğuna inanıyorum.

Yol almayı seviyorum. İnandığımız ve desteklediğimiz şeyler için hep bir uğraş içinde oluyoruz ya, o nedenle bu işi yaparken yol alıyor olmak ayrı bir anlamlı geliyor. Her garda yeni bir dokuyla tanışıyoruz.
Çocuklar erkenden gara gelmiş, gelecek trende ne olduğundan tam da emin olmadan ama biraz da tahmin ederek merakla bekliyorlardı. Kars’tan beri çocukların ilgisi ve kalabalıklığı gerçekten enerji veriyor. Birlikte oyun oynadığımız üç arkadaşım oldu Aşkale’de. Elanur, Kardelen ve Şeyma.
Oyunumuz bitiyor geri geliyorlar. Tekrar oynayabilir miyiz? Oynuyor. Aradan zaman geçiyor ve bir daha. Sonra oyunu başka çocuklarla oynarken gelip çekiştiriyorlar. Gösterinin nerede olacağını, onların da yapıp yapamayacağını soruyorlar. Akbank Çocuk Tiyatrosu “En Mutlu Kim” saat 14:00’da sahnede diyorum. Ama aynı soruya devam, onların sabırlı anlatışlarının ardından onların kendi oyunlarını sergilemek istediklerini anlıyorum. Ve bu üçlüden Aşkale’de bana özel bir dans ve müzik gösterisi izliyorum. Sahne yerleri karışık olsa da, onlar kendi sahnelerinde çoktan varolmuşlar.
Tüm gün çeşitli şekillerde beni gülümseten arkadaşlarım artık öğle vaktine yaklaşırken standın yanında benimle duruyorlar. Aşkale’nin soğukluğu, garın karşısında görünen yeşil evlerini, evlerine birkaç sokak uzaklıkta görünen okullarını, yaşlarını, neler yaptıklarını derken sohbet epeyce uzuyor. Üşüdüler ama yine de gardan karşı evlerine gitmek istemediler. Ya birşeyleri kaçırırsak? korkusu. Dün Eylül’ün yaptığını bu sefer onlar yapıyor. Masadaki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin her maddesi sesli sesli okunuyor. Biri diyor, “Ben daha hızlı okuyorum, o birinci sınıfta ben dördüncü sınıftayım. Bak buradaki tüm maddeleri okudum şimdi de şunu okuyorum.” Büyüklerden ziyade bizi yalnız bırakmayan çocuklardan bu üç arkadaş heyecanla tiyatroyu beklediler. Yalnız beklerken biraz üşüdük ama, gitmedik. Bekledik.
Yağmurun da başlaması ile bu sefer tiyatro oyunu bekleme salonunda büyük kalabalığa oynandı. Tiyatronun başlamasıyla bu üç arkadaşım da koşarak gittiler. Onlardan duyduğum son şey “Bugün çok güzeldi.”oldu. Akşam TCDD’den Fatih, “Üç küçük kız tüm tren boyunca seslenerek Ela Abla nerede? diye seni aradı” dedi. Sabah Aksanat’tan Burcu, oyundan sonra üç kız “Ela Abla da sizle mi gelecek?” diye sorduğunu söyledi. Trende beni arayan üç arkadaşın siz olduğunu, Burcu isminizi söylemeden önce de tahmin etmek zor olmadı. Ela Abla nerede derseniz sabah Erzincandaydık, şimdi Kemah’ta. Tren rayları çalışmaya başladı bile yarına başka bir şehirdeyiz kızlar. Sizi tanıdığıma sevindim.
Sanırım iki gün önce trenden Esin’in dediği gibi bazen masalın içinde hissediyorsun kendini burada. Her göz açıp kapamanda farklı bir şehre ve yüzlere bakar buluyorsun kendini.
Karşılaşmak üzere...